ÖZEL: Mathew Ryan Brighton Günlerini ve Arsenal'de Arteta ile Geçirdiği Zamanı Anlatıyor

ÖZEL: Mathew Ryan Brighton Günlerini ve Arsenal'de Arteta ile Geçirdiği Zamanı Anlatıyor

Premier Lig ve LaLiga'da oynadın. Bu iki ligi nasıl karşılaştırırsın?

Her ikisi de son derece rekabetçi ligler tabii. Bugüne kadar oynadığım her ligi düşününce, ne yazık ki ya da şanslı olarak birkaç ligde bulundum ve muhtemelen en zor ikisi LaLiga ile Premier Lig oldu.

İngiltere'deki Premier Lig'de geçirdiğim zamanı gerçekten çok beğendim. Avustralya'daki evimde ve dünyanın hemen her yerinde Premier Lig en çok takip edilen lig. En fazla mali desteğe sahip, dünyanın dört bir yanından büyük ilgi görüyor ve kulüplerin yatırım seviyesi ile televizyon anlaşmalarından kaynaklanan kaynakları sayesinde bunu gerçekten fark ediyorsun.

LaLiga'da ise bu yıl Levante ile futboldan gerçekten keyif alıyorum. İspanya'da üçüncü kezim ve kaleci olarak en tutarlı şekilde maçlara çıktığım dönem bu. Bundan büyük memnuniyet duyuyorum.

Premier Lig'de elbette birçok teknik oyuncu var ama bence en belirgin özelliği fizikselliği ve hızı. Çok hızlı bir lig, fazla zamanın yok ve son derece fiziksel. Bunda hakemlerin de payı var, birçok şeye göz yumuyorlar bilirsin.

İspanya gibi diğer liglerde ise örneğin biri sadece hafifçe dokunulduğunda bile çığlık atıp darbe yemiş gibi yapabiliyor ve hakem hemen düdük çalıyor. Dolayısıyla LaLiga'yı mücadele açısından daha az fiziksel buluyorum ama elbette hala rekabetçi. Birçok takım arkadaştan top çıkararak oynuyor, hücum kurma stilleri ve benzeri oyun tarzları ön planda.

Başka büyük bir fark da iklim. Kaleciler olarak bizler için her oyuncu için ülkeler arası uyum sağlamak gerekiyor. İspanya burası İngiltere'ye göre çok daha kuru ve sıcak ve bu da etkiliyor.

Brighton'da en uzun sürenin geçti, Premier Lig'de 120'den fazla maça çıktın. En baştan neler hatırlıyorsun?

Evet inanılmaz heyecan vericiydi. Valencia dönemimden geliyordum orada düzenli oynamamıştım. Genk'e kiralık gitmiştim ve aklımda Valencia'da uzun sözleşmem olduğu için oraya gidip ritim yakalayacak Valencia'ya dönecek ve devam edecektim diye düşünüyordum. Ama öyle olmadı ve Brighton ajanım aracılığıyla arayınca oraya transfer oldum.

Tabi ki Premier Lig kulübünde olmanın getirdiği tüm heyecan vardı ve Brighton'ı bir futbol kulübü olarak hızla tanımaya başladım. Yeni stadyum ve antrenman tesisi yapmışlardı yeni terfi etmişlerdi ve hepsini görmeye gitmiştim. Gerçekten çok heyecanlıydı ve orada geçirdiğim zamanı çok sevdim.

En uzun süreli kulübüm orasıydı ve o sırada kariyerimin geri kalanını orada geçirebileceğimi düşünüyordum. Gerçekten çok mutluydum.

O an geldi mi ki 'Bak bu ligde yerim var burada oynamalıyım kalmalıyım' diye hissettin?

Evet bence kariyerimin şimdiye kadarki en sevdiği kısım orası Premier Lig'de en üst seviyede oynamak.

Tüm ligleri saygıyla anıyorum hepsi zorlayıcı ama Premier Lig'in büyüklüğü dünyanın en iyi takımları oyuncuları yöneticileriyle en ikonik stadyumlarında oynamak her şeyi kapsıyordu.

En iyi oyunculara karşı iyi kurtarışlar yapmak ya da Manchester United Arsenal Chelsea Man City gibi takımları takım olarak yenmek o seviyede başarı hissi inanılmazdı. Onlara karşı oynama fırsatı başka hiçbir şeye benzemez.

Orada gerçekten rahat hissediyordum ve nasıl bittiği açısından biraz üzücüydü dürüst olmak gerekirse. Ama zamanımı çok güzel anılarla hatırlıyorum hayatımın en iyi anlarından bazıları hafızamda ve gurur duyabilirim.

Tony Bloom işin en zeki sahiplerinden biri olarak biliniyor özellikle transfer konusunda. Onunla doğrudan konuştun mu?

Maçlara gelirdi ara sıra görürdün ve elbette konuşurdun ama pek sık etrafta olmazdı. Konuştuğumda güzel sohbetler ettik.

Ama oyuncu olarak ayrılırken o tür durumlarda gerçek detayları pek öğrenemezsin. Benim durumumda davranış sorunu ya da benzeri bir şey değildi. Futbol kararı mı kulübün iş tarafı mı Graham Potter'ın kişisel görüşü mü yoksa yeni gelen oyuncuların değeri mi bilmiyorum hala cevaplarım yok.

Sonuçta en iyisini yapmaya çalıştım kulübün başarısına katkıda bulundum. Zamanımda kümede kalmak özellikle ilk iki yılda kupa kazanmak gibiydi. Güzel anılarımız var.

Ve dediğim gibi daha uzun kalmak istiyordum çünkü gerçekten çok mutluydum. Ama hayat böyle.

Arsenal'e kiralık geldiğinde Mikel Arteta ile çalışmak hakkında ilk izlenimin neydi?

İmza attığımda çocukken Arsenal taraftarıydım ama Brighton'da onlarla oynayınca 'Başka takımı destekleyemem sadece kendi takımımı' demiştim. Sonra imzamı atıp ilk röportajı yaparken aşağıya bakınca kırmızı Arsenal ceketimi gördüm ve inanılmaz bir andı.

Arteta ile ilk telefon konuşmamı hatırlıyorum. Başta Bernd Leno'nun arkasında olacağımı biliyordum ama hırslıyım en üst seviyede oynayabileceğime inanıyorum ve bunu sordum. 'Bak oynayacağını garanti edemem ama yönetici kariyerimde antrenmanda hak edenlere fırsat verdim' dedi.

Oraya gittim ve mesajları netti takım kuruşu ve farklı yöneticilere karşı sık değişiklikler yapmasıyla. İlk fırsatım Bernd Leno'nun kırmızı kart gördüğü Aston Villa deplasmanıydı 1-0 kaybettik ama iyiydim. Sonraki iki fırsatımda Bernd dönmüştü oynayabilirdi ama ben çalışıp hak etmeye çalışıyordum ve iki fırsat daha verdi.

Aslında birkaçı daha olabilirdi ama bir maç öncesi hastalandım oynamadılar. Bernd ile sonunda antrenörler arasında gerginlik vardı ve bana birkaç kez 'Futbol açısından seni seçerdik ama Bernd'in sözleşmesi var sen kiralıksın soyunma odasında sorun yaratmayalım Avrupa için yarışıyoruz' dediler. Öyle geçti.

Sonunda beni kalıcı imzalamak istediğini söyledi ama yazın Aaron Ramsdale fırsatı çıktı ve İngiliz kalecinin değeri malum yabancı kontenjanı açıyor. O yolu seçtiler.

Arsenal soyunma odasında nasıl hissettin? Saka Gabriel Odegaard ile beraberdin...

İlk geldiğimde personel Mikel'in yaptıklarına uymayan oyuncuları temizlediklerini söylüyordu. O pencerede Ozil Kolasinac Mustafi ayrılmıştı sanırım.

Onlara bir şey demiyorum ama öyle söylentiler vardı. Taze bir hava vardı ve çok sıcak bir ortam.

Büyük kulüplerde kişilikler falan duyarsın ama dürüstçe tüm kulüplerimde normaldi. Fransızca konuşanlar İspanyollar gruplaşır ama herkes çok iyi anlaşıyordu.

Herkes arasında şakalaşmalar vardı gerçekten dostane ve sıcak bir ortamı çok sevdim.

Arsenal şimdi Premier Lig'de lider ve Şampiyonlar Ligi'nde. Başarılı olabilirler mi ve Mikel Arteta'ya ne kadar kredi verilir?

Bence Premier Lig en büyüğü. Uzun zamandır ve yakınlardalar. Birini kaybetmek gerekir kazanmak için derler ve son sezonlarda iki üç kez yakın oldular.

İnanıyorum. İnanmazsan ilk engelde başarısız olursun. Hiç olmadıkları kadar yakındalar son itiş lazım.

Mikel harika iş yaptı hem şahsen gördüm hem uzaktan. Başarı sözlerden öte. Diğer yarışmalarda kupa kazandılar ve umarım sezon sonunda Premier Lig kupasını alırlar tesadüf değil.

En zor sektör. Rekabetçi hata payı yok. Hata yapmasan bile cezalandırılırsın. O kadar takım oyuncu yarışıyor. Her şeyi doğru yapsan bile kazanamayabilirsin.

Ama büyüklüğü tanımlayan iş bitirmek. Birincisini kazanınca birçok olacak eminim.

Levante'de zor bir sezon geçiriyorsun tablonun dibindesiniz. LaLiga'da kalmak için ne lazım?

Evet altlardayız ama en altta değil bir takım daha altında. İki takım daha altına koymamız lazım.

Ama bakış açısı kişisel. Pozisyonumuzdan memnun değiliz sezon boyu düşme hattı dışında kalmak isterdik ama gerçekte bir galibiyetle sonuçlara göre çıkabiliriz.

Düşersek değil kalmazsak harika sezon. Kulübün durumu düşünülünce geçen sezon terfi ettik. Yatırım eksikliği gibi zorluklarla ikinci ligden çıkıp birinci ligde hayatta kalmak en zor iş.

Şimdi güvenli pozisyona geldik amacımıza ulaşma şansımız var bunun için çalışıyoruz.

Son zamanlarda iyi formdasın. Soyunma odasında farklı bir hava fark ettin mi?

Tabii olumlu sonuçlar alınca güzel his var ama başarının büyük kısmı birey ya da takım olarak zorlukları yönetmek.

Günlük yaptıklarıma güvenim var en iyi versiyonumu çıkarabilirim ve kimi temsil edersem en üst seviyede başarıya yardımcı olur. Olmazsa pişmanlık duymam her şeyi yaptım diye huzurluyum.

Hedeflerimi büyük tutarım takım için de kendimi sınırlamak istemem çünkü imkansız olan mümkün olana kadardır buna inanırım ve takımı ya da kendimi küçümsemem.

Eğer olmazsa üzerinde durmam duygusallaşmam aynaya bakarım en iyisini yaptım derim ve yaşayabilirim. Sonucu sevmem ama öğrendiklerimi alıp bir sonraki maç ya da sezonda daha iyi olurum.

Pişmanlık olmadan yaşamak kariyer için bana huzur verir ve hayatın diğer yönlerini keyifle yaşamama yardımcı olur.